YENİ ANAYASA VE YENİ CUMHURİYET ŞART!

Cumhuriyet, iktidarın kaynağını gökyüzünden yeryüzüne indirmenin, “tanrı kullanılarak” doğuştun elde edilen imtiyazın, kulun, tebanın ve ümmetin yerine eşitliğin, bireyin, yurttaşın geçmesidir!
Siyasal İslamcı gelenek, “egemenliğin gökyüzünden yeryüzüne inmesinden”, anayasaya ve meclise “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” yazılmasından ve “kul-iktidar” ilişkisinin bozulmasından, laiklik ve demokrasiden hep rahatsız olmuştur.
16. Yüzyıldan bu yana bilimde, üretimde, sanat ve kültürde evrensel ölçülerde bir tek önemli hamlesi olmayan Osmanlı övgüsünde, Cumhuriyetin özellikle ilk döneminin yerden yere vurulmasında bu rahatsızlık hep belirleyici olmuştur.
Cumhuriyet değerlerine ve sembollerine saldırmanın, Atatürk ve CHP düşmanlığında, bilerek ve isteyerek laikliği ve demokrasiyi işletmemenin arka planındaki düşünsel nedenleri buralarda aramak gerekir…

“Yeni Osmanlıcı” zihniyete verilen tavizler adım adım Cumhuriyetin içini boşalttı, siyasal İslamın ideolojik-politik hegomanyasını inşa etti.
Cumhuriyetin bütün kurumları el değiştirdi.
Yasama, Yürütme ve Yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı, kuvvetler birliğine dönüştü.
Önce hukuksuzluk öne çıktı, arkasından da anayasasızlık!
Meclis işlevi yitirdi.
Laiklik kağıt üzerinde kaldı.
Eğitim, bilimsel ve laik olmaktan çıktı.
Kamu kuruluşları ve kamuculuk özelleştirildi.
Ekonomik eşitsizlik arttı. Kamunun bütün olanakları birkaç firmaya ve kişiye teslim edildi.
Ucube bir sistem sonucu Cumhurbaşkanı partili olunca, uygulamalarda ayrımcılık derinleşti! Liyakat bitti, partizanlık belirleyici oldu!
Yurttaşlar ortadan ikiye bölündü!
Sistem değişti, devlet de parti devletine dönüştü…

YENİ BİR KURUCU MECLİS!

Cumhuriyetin 97. Yılında gerçek bu!
Tercih yapmak durumundayız:
Ya bu gerçeği görüp bakış açımızı değiştireceğiz ve yüzüncü yılında yeni bir anayasa yeni bir meclis ve demokrasiyle taçlanmış yeni bir cumhuriyet kuracağız ya da “durumu idare etmeye devam ederek” Cumhuriyetten de, demokrasiden de iyice uzaklaşacağız!

Eğer tercihimiz “kimsesizlerin kimsesi” olan, kulun değil bireyin, ümmetin değil yurttaşlığın önde olduğu bir devleti özlüyorsak yapılması gereken yeni bir toplumsal uzlaşmanın yaratılmasıdır.

Yeni bir toplumsal uzlaşma demek yeni bir anayasa yazımı demektir.
Yeni bir anayasa yeni bir cumhuriyet demektir.
Yeni anayasa yeni bir “Kurucu Meclis” demektir.
Herkesin kendisi olabildiği ve yurttaşlık kimliği ile temsil edildiği bir meclis…
Herkesin kendi kimliğini de rahatça telaffuz ettiği, kimsenin dini ya da etkin kimliğinden dolayı aşağılanmadığı, kimliklerin değil eşit yurttaşlığın önde olduğu bir ülke…

Eğitim ve sağlık başta olmak üzere, toplu taşımada, barınmada, temel ihtiyaçlarda, enerjide özelleştirmenin değil, kamuculuğun belirleyici olduğu sosyal bir devlet…
Demokrasi ve laiklikle yeniden buluşan bir Cumhuriyette eğitim laik ve bilimsel olur, üniversiteler de özerk…
Böyle bir cumhuriyette hukuk, üstünlerin hukuku olmaz.
Böyle bir cumhuriyette hukuk, hukukun üstünlüğü üzerine kurulur ve hukukta çifte standart olmaz!

ATATÜRK DEĞİŞİMİ TEMSİL EDİYORDU!

29 Ekim 1923’de ilan edilen Cumhuriyet de, dünyada birçok önemli siyasi ve kültürel değişim de “ortalama aklın” değil “aykırı aklın” ürünüdür! 
Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul’un anahtarını İngilizlere teslim eden hilafetçilere ve mandacılara göre “aykırı aklı”, değişimi temsil ediyordu!

Atatürk “aykırı akıl yerine ortalama aklı” temsil etseydi, ne Kurtuluş Savaşı, ne de Cumhuriyet olurdu!

İkinci yüzyılda cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak için “aykırı akla” fazlasıyla ihtiyaç var! Çünkü “aykırı akıl” aynı zamanda cüretkar ve kararlı akıldır; devrimcidir, değiştirir ve dönüştürür!

29 Ekim 2020, İstanbul

Necdet Saraç

Schreiben Sie einen Kommentar