YASAKLAR ÜLKEYİ ÇORAKLAŞTIRIR

Ömer Hayyam’dan Nazım Hikmet’e, Sabahattin Ali’den Aşık Mahzuni’ye bu çizgi hep böyle olmuştur; İsyanla buluşan umut ve yarın hayali… Siyasi olarak durdukları yer “sağ” olsa da dünkü Orhan Gencebay’ın ya da Müslüm Gürses’in isyanlarıdır onları öne çıkaran, efsane yapan!

Bu anlamıyla Erdoğan’ın hatta Bahçeli’nin kendi parti kongrelerinde, mitinglerinde Aşık Veysel’den parçalar okutmaları, Nazım Hikmet şiirleri okumaları tesadüf değildir!

Yaratıcılığın olduğu bütün toplumlarda alkol, müzik, eğlence hep vardır. Güzel sanatlar hep öndedir. Yasak yerine özgürlük vardır. Avrupa’nın bir çok önemli kentinde hafta sonları sabaha kadar tramvay seferleri konması tesadüf değildir. Demokratik bir devlet yurttaşının yaşam tarzına müdahale etmez, gece saat kaça kadar eğleneceğine devleti yönetenler karar vermez, onun hayatını kolaylaştırır, bu nedenle alkol alan, eğlenen vatandaşını koyduğu ek tramvay seferleriyle evine taşır…

Toplum hayatını, sosyal hayatı dini referanslara göre dizayn etmeye çalışan, kurguyu yasaklar üzerine kuran siyasal sistemler bu yüzden ne kendileriyle ne de toplumla barışık olmazlar… Örneğin, üç imparatorluğa başkentlik etmiş İstanbul’un “eğlence başkenti” Beyoğlu’sunda alkole, müziğe, eğlenceye müdahale ettiğiniz de, esnafın sokağa masa atmasını engellediğinizde bugün olduğu gibi Beyoğlu’nu Beyoğlu olmak çıkartırsınız, oranın müdavimleri yer değiştirmek zorunda kalır…

Müzikten, eğlenceden, sanattan, siyasi mizahtan, itiraz kültüründen nefret eden bir toplum yaratma çabası da, çok kültürlülüğü tek kültürlüğe indirme çabası da ülkeyi çoraklaştırıyor, kentleri karanlığa gömüyor…

23 Haziran 2021, İstanbul

Necdet Saraç

Schreiben Sie einen Kommentar