KRAL DEĞİL KURAL İSTİYORUZ

Bir hafta içinde Kılıçdaroğlu’nun katıldığı üç toplantıyı da yerinde izledim. İlki 28 Kasımdaki 6’lı Masa, ikincisi 30 Kasım’da SODEV, Friedrich Ebert Vakfı, üçüncüsü İkinci Yüzyıla Çağrı toplantısıydı. Kılıçdaroğlu çıtayı adım adım yükseltti ve meclisteki bütçe görüşmelerinde altın vuruşu yaparak “Tiranlar, zorbalar hep giderler. O da 6 ay içinde gidecek” dedi. Hem 3 Aralık’ta Harbiye’de yapılan “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısı ile hem de bütçe konuşması ile Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanlığı için en güçlü aday olduğunu bir kez daha hem 6’lı masaya, hem de bir bütün olarak Türkiye kamuoyuna adeta ilan etti.  Muhalif seçmene AKP’den kurtulmak için güven aşılarken, AKP kadrolarını da ürküttü! Nitekim bizzat katıldığım televizyon programlarında da çeşitli köşe yazılarında ve sosyal medya yorumlarında bu gerçeğe tanık oldum. Düşünsel açıdan tartışma alışkanlığı ve fikri yaratıcılığı olmayanlar, giderek apolikleşen ve de lümpenleşen iktidar çevreleri toplantıların içeriğine yönelik elle tutulur bir eleştiri getiremeyince, tartışmayı “Şu şunla el sıkışmadı, şu uyudu” tartışmaları ile boğmaya çalışsalar da bu çabalar tutmadı ve hem “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısı, hem de bütçe konuşması Türkiye gündemi oldu!

İKİ TÜRKİYE VAR

Her iki toplantı da haklı olarak “İki Türkiye var” vurgusu öne çıktı. 2023 bütçesine “Malı götürenlerin bütçesi” diyen Kılıçdaroğlu “Artık tam anlamıyla iki Türkiye var; sarayda yaşayanlar ve sarayın dışında yaşayanlar… 100 binlerce dolarlık çantalar var, evlatların vakıflar var, evlatlar birbirlerine çekirdek gönderir gibi milyon dolarları gönderiyorlar… Bu Türkiye, diğer Türkiye’nin yani halkın 481 milyar dolarını hortumlamış durumda. O paranın bir kısmıyla da inşa ettikleri sistemi ayakta tutabilmek için etrafa atanmışları dizmiş durumdalar, yandaş medyayı yaratmış durumdalar. Kullanılan şarkıcıları, kullanılan türkücüleri var. Bu düzenin yarattığı ikinci bir Türkiye var. Bu Türkiye’de borçlarını ödeyemediği için intihar edenler var. Bu Türkiye’de çocuklar eksik beslenme yüzünden büyüyemiyor. Birinci Türkiye’nin ikinci Türkiye’yi sadakaya bağlama programını yırtıp atacağız, daha iyi bir yaşam, daha iyi bir düzen kuracağız ve çocuklara yeni bir Türkiye hayalini vereceğiz” dedi.

SİSTEM KÖKTEN DEĞİŞMELİ

“İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısında “Meselemiz sadece hükümeti devralma meselesi değildir” diyen, “daha iyi bir yaşam, yeni bir Türkiye hayali ve yeni bir siyaset kültür için Türkiye’nin sistemin kökten değişimine ihtiyaç var”  vurgusu yapan Kılıçdaroğlu bütçe konuşmasında da bunu sürdürdü ve bu dönüşümün bir takım işi olduğunu öne çıkardı. Nitekim “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısında öne çıkan en önemli yanlardan biri de buydu. 3 Aralık’taki “vizyon toplantısıyla sempozyumun” iç içe geçmesi, “tek kişinin konuştuğu toplantı alışkanlığına” ters gelse de içerik olarak doğru bir kurguydu. Kuşkusuz programın biçimi, akış kurgusu, süresi daha farklı yapılsaydı, değişimi yaşamak ve iktidar yürüyüşünü hissetmek için salonu dolduran kadroların, toplantının hemen başında “iktidar, iktidar” diye salonu inleten gençlerin heyecanı ve motivasyonu hiç düşürülmeyebilirdi… “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısında “teknik ve akademik” diye küçümsenmeye ve önemsizleştirilmeye çalışılan analiz konuşmaları “milleti yorsa da” önce Faik Öztrak’ın “Şatafata ve israfa son vereceğiz. Cumhurbaşkanlığı makamını ait olduğu yere, Çankaya Köşkü’ne taşıyacağız. Biz Kral değil, Kural istiyoruz. Ülkemizde hiçbir çocuk yatağa aç girmeyecek. Sendikalaşmanın, örgütlü toplumun önünü açacağız. Cinsiyet eşitsizlikleriyle etkin şekilde mücadele edeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yürürlüğe sokacağız” vurguları ile yerini coşkuya bıraktı… SADAKA DEĞİL SOSYAL DEVLET Sadaka devleti değil, sosyal devlet vurgusunun bir parçası olarak “Aile Desteği Sigortası”nda ödemenin kadına, okullarda da ücretsiz yemek dağıtımı yapılacağını” belirten Hacer Foggo’nun konuşması yeterince coşku yaratmasa da etkileyiciydi… Sonra sahne Selin Sayek Böke’nin oldu. Böke “daha çok kazananın daha çok vergi ödediği adil bir düzen kuracağız, Türkiye’yi yeni bir kamucu anlayışla yönetmeye geliyoruz… Bilim yapmak isteyen tüm bilim insanlarımız özgür üniversitelere kavuşacaklar. YÖK’ü kaldıracağız. Boğaziçi’ni ve tüm üniversiteleri hep birlikte özgürleştireceğiz ve Barış İmzacısı Akademisyenleri yeniden öğrencileriyle, yeniden üniversitelerle buluşturacağız” vurgulamaları salonu bir baştan öbür başa dakikalarca dalgalandırdı…

Bir cevap yazın